92 yaşındaki annemi huzurevine yerleştirmeye karar verdik



Ablam, dayım, sonra “elalem”… Annem de kabul edince araştırma başladı, huzurevleri, standartları, hizmet kalitesi ve daha bir dolu ayrıntıyla birlikte huzurevi gezileri ve karar… Başvuru sonrası şimdi annemin yeni hayatı için heyecanla bekliyoruz.

92 yaşındaki annemi huzurevine yerleştirmeye karar verdik. İnanılmaz karmaşık duygular yaşadık bu karar sürecinde.

Annem 28 yıldır evde tek başına yaşamını sürdürüyor. 4 yıldır 24 saat, öncesinde de gündüzleri gelen refakatçi / bakıcımız vardı. Bakıcılarla sorunlarımız olmadı değil.

Son yıllarda annem; yaşa bağlı ve geçmiş yaşantıları kaynaklı olsa gerek iyice durgunlaştı. Her şeye ilgisiz ve isteksiz. Kolunu kaldırmaya mecali yok. Unutkanlığı artıyor.

İlaçlarını almak istemiyor. İştahsız, denge ve yürüme bozukluğu var.Uçan kuşun kanadının rüzgarından bile hastalanıyor. Büyük oranda başkalarına bağımlı yaşayan “kırılgan” bir yaşlı oldu….

Ablam huzurevine karşı

Artık daha güvenli bir ortamda, huzurevinde yaşamasının uygun olabileceğini düşündük erkek kardeşim Ümit’le. Koşullarımız, kendi evimizde bakmaya uygun değildi.

Konuyu açtığımız ablam “Huzurevine karşıyım. Dörder aylık sürelerle bizlerde kalsın. ” dedi.

Sürekli mekan değiştirme, her evde farklı düzene uyum sağlama annem için çok daha zordu.Bakıcı bulmak da ayrı bir sorun.

Hayatından ayırmak mı?

Dayım da “bir tek ananız kaldı, bakamayacak mısınız üç kardeş!” dedi. Geleneklerimizde aile içinde yaşlının yeri saygın.

Bu yüzden bir yaşlının; aile dışında bir huzurevinde yaşamını sürdürmesi yaşlı ve yakınlar tarafından kabul edilmesi güç.

Evinden, yatağından, berjer koltuğundan, penceresindeki dünyadan, sabah kahvesi keyfinden, sabahlığı ile TV izlemesinden, akşam üzeri çaya batırarak yediği bisküvi faslından ve daha bir dolu şeyden vazgeçirmek anlamına mı gelecekti bu düşüncemiz.

Onu bildiği, hakim olduğu, kendini güvende ve özgür hissettiği, anılarıyla beraber olduğu bir ortamdan alıkoymak doğru muydu?

Bizce olumluluk ama…

Çevresinde yeni yüzler, yeni insanlar, her şey yepyeni olacaktı. O bu değişiklikleri kaldırabilecek miydi? İlk kez karşılaştığı farklı kültürlerden, farklı yaşantılardan gelmiş insanlarla birlikte yaşamayı becerebilecek miydi?

Bu ortamda ortak kullanım alanlarını diğer yaşlılarla paylaşabilecek miydi?

Tahmin etmediğimiz, edemediğimiz ne tür sorunlar yaşayacaktı? Her gün düzenli önüne gelecek yemek, ilaçlarını zamanda verecek hemşire, hemen başvurulabilecek doktor, sohbet edilebilecek yaşıtlar, yürümesine, yedirilmesine, banyosuna, giydirilmesine destek olacak personel, evdekinden çok daha yoğun gelen- giden trafiği vb. bizce olumluluk ama…. Ya diğer yaşlılarla anlaşamazsa….

Kısa cümleler ve kısık ses tonu

Annem munis bir insan. O verilenle yetinen, daha fazlasını istemeyen, isteyemeyen bir kuşağın insanı. Ama artık kendiyle ilgili kararları veremeyen, edilgen bir insan.

Bu düşüncemizi kendisine açtığımızda, gözlerinin nemlendiğini fark ettiğimizde kardeşim Ümit’le birlikte kendimizi kötü hissettik.

Duygusallığımızı ötelemeliydik. Annem “biraz zorlanacağını, ama artık evde yaşamında kendisi açısından çok kolay olamadığını, bizim iyi evlatlar olduğumuzu, ama koşullarımızın da başka türlü bir çözüme uygun olmadığını bildiğini, deneyeceğini, alışmak için çaba harcayacağını, yalnız evini dağıtmamamızı istediğini” söyledi kısa cümleler ve kısık bir ses tonuyla.

Elalem ne der?

Bu konuşma sonrası, bir süre kendime gelemedim. Haksızlık mı yapıyorduk; ne kadar yaşayacağı belli olmayan bir insana, anneme.

Tümümüzün kaygı düzeyi yüksekti. Çevremizdeki yaşlı büyüklerimizin tepkileri ne olacaktı?

Dile getirmeseler bile, yargılanıp, sorgulanacağımızı düşündüm. Annem bizi “elalem ne der?” diye büyüttü çünkü. Ben “elalem” olgusunu aştığımı zannediyordum, en azından bazı şeylerde aşamamışım demek.

Nasıl bir huzurevi?

Gazetede; yaşlıların çoğunluğunun alıştığı çevre ve toplumdan kopmamak, sağlık hizmetlerinden etkin yararlanmak, sosyal ve aktüel ihtiyaçları karşılamak vb. için büyük şehirlerdeki huzurevlerini tercih ettiklerini, geleneksel değerler ve toplumsal baskı yüzünden huzurevi olgusuna tepkili yaşlı ve/veya yaşlı yakınları da yaşadıkları yerlerin dışındaki şehirlerdeki huzurevlerini tercih ederlermiş.

Kardeşim mimar. Nasıl bir huzurevi olmalı? diye araştırmaya girişti. Her telefonda bana yeni bilgiler aktardı. Sağlık merkezlerine yakın olmalı. Bizim ev ya da iş yerlerimizden kolayca ulaşacağımız bir yerde olmalı.

Yaşlı bakım kapasitesi çok yüksek olmamalı. Odalar tek / iki kişilik olmalı ve içinde banyo + tuvalet bulunmalı. Sıcaklık ve rahatlık tefrişte önemsenmeli.

Bina az katlı ve asansörlü olmalı. Merdivenler geniş basamaklı, kapılar eşiksiz olmalı, koridorlarda düşmeyi engelleyici ve tutunma amaçlı tutamaklar bulunmalı. Bahçesi mutlaka olmalı. Güneşin bolca içeriye doluştuğu aydınlık ve ferah bir huzurevi olmalı vb. .

Koşullar

Kardeşim bana bu bilgileri aktarırken, ben de ona İnternet’te yaptığım araştırma sonucu öğrendiklerimi aktarıyordum. Ayrıca ulaşabildiğim bazı huzurevlerini de telefonla arayıp, yetkililerle görüşüyordum.

Neler öğrenmedim ki!!! Öncelikle ülkemizdeki tüm huzurevlerinin ya gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri, ya kamu kurum ve kuruluşları, yada Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na (SHÇEK) bağlı olarak işletildiğini ve tümünün SHÇEK tarafından denetlendiğini, her birinin ayrı yönetmelikleri olduğunu, özeller hariç 60(+) yaştakilerin kabul edildiğini, yaşlının bulaşıcı hastalığı ve uyuşturucu madde yada alkol bağımlısı olmaması gerektiğini öğrendim.

Bedensel ve zihinsel gerilemeleri nedeniyle özel ilgi, desteğe, korunmaya ve rehabilitasyona gereksinim duyan yatağa bağımlı, felçli, bedensel, görme ve işitme özürlü, demanslı yaşlılara, annem durumundaki yaşlılara “özel bakım hizmeti” veriliyordu.

Başvuru için dilekçe, nüfus kayıt örneği, ikametgah belgesi, gelir durumunu gösterir belgeler, Sağlık Kurulu Raporu ve sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenecek Sosyal İnceleme Raporu gerekiyordu.

Ücretler

Başvuruyu ilgili huzurevi müdürlüğüne yaptıktan sonra, sıraya giriliyordu. Ücretler ve sıra bekleme durumu, talep edilen odaya göre değişiyordu. Girerken depozit yatırılıyor, yaşlı yada yaşlı yakınının isteği ile bir başka şekilde yaşamını huzurevi dışında sürdürmek isteyenler kuruluştan ayrılabiliyordu.

Yaşlılar alışverişe, gezmeğe vb. gidebiliyor, özel günlerde ve istediklerinde “evci” çıkabiliyorlardı. Ücretler altı ayda bir değişiyordu. Annem gibi Emekli Sandığı’ndan emeklilik maaşı alanlar ücreti ödemekte zorlanmazlardı. Belli koşullara göre ücret indirimi de yapılabiliyordu.

Hizmetler

Ücrete oda,yatak, yemek ve bakım giderleri dahildi.İlaç ve hastane giderleri sosyal güvenlik kurumunca ödenecekti. Kuruluşta tansiyon, ensülin, enjeksiyon vb. hizmetler ücretsizdi. Diyet yemeği çıkıyordu. Yemekler yaşlı beslenmesine uygun pişiriliyordu.

Yaşlıların kuruluşta uyması gereken belli kurallar vardı. Huzurevinde görevli sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar yaşlıyla ilgili her türlü sorunla ilgileniyor ve yaşlı yakınlarının muhatabıydı.

Hizmet 24 saat kesintisizdi. Geceleri mutlaka hemşire bulunuyordu. Çamaşırhane, mutfak, yemekhane, revir ve tecrit odası, egzersiz odası, kütüphane, mescit, dinlenme ve oyun salonları, yaşlıların istediklerinde bazı pratik yemek yada çay pişirebilecekleri bir ofis hatta morg bile olan huzurevleri vardı. Yangın merdiveni tümünde olmalıydı vb. Daha bir çok ayrıntı..

Seçenekler az değil

Elbet bu arada çevremizde bu konuda deneyimleri olan kişilerle de görüşmeyi ihmal etmedik.

Olumlu olumsuz bir dolu öykü dinledikçe, kafamızda karışmıyor değildi.

İstanbul’da yaşamanın hep külfetini çeken bizler annemi huzurevine yerleştirme konusunda şanslıydık.

En azından çok fazla seçeneğimiz vardı. Kendimizce çıkardığımız bir harita çerçevesinde on kadar huzurevini gezdik kardeşimle.

Her birinin diğerine / diğerlerine göre farklı (+) ve (-) özellikleri vardı.
Kardeşim ve ben huzurevi konusundaki teorik ve alan eğitimimizi tamamlamıştık.

Şansına kapuska

Bir gün oturup konuyu tüm boyutlarıyla değerlendirdik. Ve annem için ” X ” huzurevinin uygun olacağına karar verdik. Ama annem de görmeliydi huzurevini.

Birlikte gittik. Kalabileceği bölümdeki yaşlılarla ve personelle tanıştı. Olası odasını gördü. Bizi gezdiren sosyal hizmet uzmanına ” Koltuğumu, televizyonumu ve sehpamı getirebilir miyim?” diye sordu çekinerek.

Yanıt olumluydu hatta özel telefon bile bağlatabilirdi.O gün öğle yemeğini orada yedi. Şansına çok sevdiği kıymalı kapuska yemeği vardı.
Çıktık huzurevinden. Düşünceli ve durgun gibi geldi bize.

Ve başvurduk

Evde “karar vermesi durumunda dilekçe vereceğimizi ve belgeleri hazırlayacağımızı ” söyledik.

Ertesi gün telefonda “tamam, ama çok gecikmez inşallah” dedi.

Veeee başvuru için gerekenleri yerine getirdik.

Haber bekliyoruz

Bir hafta sonra bir sosyal hizmet uzmanı evimize geldi, sosyal inceleme raporu hazırlamak için. Görüşme esnasında “Teyzecim, huzurevine girme kararını kim verdi? Çocuklarınız mı? Siz mi?” diye sorulduğunda “Hepimiz birlikte” yanıtını verirken gözlerini bizden kaçırdı gibi geldi bana…

Ablam hala muhalif.Tüm bu süreçte hiç yanımızda olmadı ama anneme de olumsuz bir telkinde bulunmadı.

Şimdi annemin yeni bir yaşama başlayacağı huzurevinden haber bekliyoruz.

Not: yazı aşağıdaki adresten alınmıştır.
http://www.sosyalhizmetuzmani.org/annemihuzurevine.htm